Sosyal Medya Yalnızlığımızı Çalmıyor mu? | Oğuz Kuş
İçerik Pazarlama | Büyük Veri | Dijital Dönüşüm

    Kafa açıcı şeyler okumak ister misin?

    Dijital dünyada neler olduğu ile ilgili seni haberdar etmemi istersen e-posta listeme kaydolabilirsin!

    Önemli not: Mail listesine üye olarak kullanıcı sözleşmesini kabul etmiş sayılırsınız.

Sosyal Medya Yalnızlığımızı Çalmıyor mu?

Gündelik, 03 Ekim 2017

Sosyal medyanın insan hayatı üzerindeki etkileri birçok farklı disiplin tarafından tartışılıyor. Ben olaya veri güvenliği ve gözetim perspektifinden yaklaşanlardanım. Sosyal medyanın makro etkileri benim için hep bir miktar önce geldi ve bu perspektiften değerlendirerek neler olabileceğini anlamaya çalışıyorum. “Sosyal ağ aktivitelerimizden neleri anlayabilirler, bilgisayarımıza bırakılan cookie’ler aracılığı ile şirketler tüketim alışkanlıklarımızı nasıl çözüyor, verilerimiz nasıl bir değişim değeri halini alıyor?” gibi sorularla dijital süreçlerin insanlık üzerinde nasıl etkiler yaratabileceğini kafamın içinde ve başkalarıyla tartışıyorum.

Fakat, tüm bunlara kafa yorarken hiçbir zaman mikro ölçekte düşünmediğimi farkettim: kendimi! Özellikle sosyal ağların hayatımızdan çaldığı kocaman, önemli bir olgu var ve yaratmış olduğu simülatif sosyallik durumu bu hırsızlığın baş müsebbibi. Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına şunu net şekilde söyleyebilirim: interneti değil sosyal ağları suçlu buluyorum! Sosyal ağlar, gerçekleştirdiği içerik bombardımanıyla bizi sürekli meşgul tutarak ve bu bombardıman sürecinde bizim içerik tüketim alışkanlıklarımızı öğrenip bizim ilgi alanlarımızla daha ilintili içerikler sunup bizi tuzağına düşürerek, yalnızlığımızı elimizden alıyor. Şaka yapmıyorum; sürekli olarak reddedemeyeceğimiz içeriklerle karşılaşıp başımızı her yalnız kaldığımızda -bazen kalmadan- telefona gömdüğümüz, arkadaşlarımızın fotoğraflarını beğenip fiziksel olarak buluşmadığımız, festivale katılmayıp görüntülerinin altına yorum yaptığımız her anda bir sosyalleşme simülasyonunun içine çekiliyoruz. Yetmezmiş gibi yalnızken yalnız olduğumuzun farkına varamıyor ve yalnızlığın faydalarından nasiplenemiyoruz. İkili-modun oluşturduğu devasa girdap bireyleri bir iletişim simülasyonuna çekiyor, üstüne üstlük değişime giren bilgi tüketilen boş kalorilerden farksız! İnsanların kültürel sermayelerini geliştirmekten çok onları sözde sosyal bireylere dönüştüren, meşgul tutan işe yaramaz içerikler!

Bu arada, “Yalnızlığın faydası mı olurmuş!?” demeyin! Yabancı dilden temel seviyede kodlamaya, film montajlamaktan metin madenciliğine ne öğrendiysem hep en yalnız olduğum zamanlarda öğrendim. İnsanın yalnız kaldığı an, aynı zamanda öğrenmeye ve çevresine en açık olduğu andır! Yalnızlığımızı kaybettiğimiz anda iç dünyamızı ve asıl istediklerimizi keşfetmeyi; çevremize göz atıp, olan biteni tartıp, doğru kararlar vermeyi; gerçekten işe yarar içerikler okumayı da kaybediyoruz. Sonuç olarak ÖĞRENME ve YARATMA yeteneğimizi kaybediyoruz. Diğer bir deyişle, insan türü olarak bu zamana kadar hayatta kalmamızı sağlayan en önemli iki yeteneğimizi bir köşeye atıyoruz.

İçimden bir ses yalnızlığı yüceltmememiz gerektiğini fakat aynı zamanda yalnız kalmaya ihtiyacımız olduğunu ve onun yarattığı fırsatları yakalamamız gerektiğini söylüyor!

    Kafa açıcı şeyler okumak ister misin?

    Mail adresini bırak, düzenli aralıklarla dijital medya, içerik pazarlama ve bu dünyanın ayrılmaz bir parçası olan kahve hakkında yeni içerikler mail kutuna düşsün!

    Önemli not: Mail listesine üye olarak kullanıcı sözleşmesini kabul etmiş sayılırsınız.

Bunlar da ilgini çekebilir