Sosyalist Gerçekçi Sanat İçerik Pazarlamada Bana Ne Öğretti? | Oğuz Kuş
İçerik Pazarlama | Büyük Veri | Dijital Dönüşüm

    Kafa açıcı şeyler okumak ister misin?

    Dijital dünyada neler olduğu ile ilgili seni haberdar etmemi istersen e-posta listeme kaydolabilirsin!

    Önemli not: Mail listesine üye olarak kullanıcı sözleşmesini kabul etmiş sayılırsınız.

Sosyalist Gerçekçi Sanat İçerik Pazarlamada Bana Ne Öğretti?

İçerik Pazarlama, 09 Mart 2016

İçerik pazarlamanın sosyal ağlarda kedi resmi paylaşmaktan ibaret olmadığını markaların acı deneyimlerle öğrendiğini hepimiz gördük(illa kedi resmi paylaşacağım diyorsanız şurayı bir okuyun bence). Uzun vadeli deneyimler ve akademik çalışmalar içeriğin bir strateji dahilinde, marka için bir hikaye yaratacak şekilde geliştirilmesi gerektiğini de gösterdi. Fakat bu yazıda uzun uzadıya içerik pazarlamanın ne olduğundan, bileşenlerinden veya stratejisinden bahsetmeyeceğim, bunun yerine Doğu Avrupa’da veya sosyalizmi yaşamış herhangi bir yerde gördüğüm devasa binalarla içerik pazarlama arasında kurduğum bağlantıdan bahsedeceğim(belki içerik paazarlamanın tanımından bahsederim). Fakat yazıyı okumaya başlamadan önce Doğu Bloku atmosferine alternatif bir giriş yapmanızın yerinde olacağını düşündüm. Estonya’dan Boris Lehtlaan bu iş için biçilmiş kaftan! Okumaya başlamadan önce play’e bastığınızdan emin olun!

Daha önce yazdığım gönderilerde geçmişte Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Litvanya’dan bahsetmiştim. Doğruyu söylemek gerekirse, bu coğrafya hakkında bir şeyler yazmak uzun zamandır aklımda dolaşan ve az önce bahsettiğim fikri blogosfere kazandırmak için beni harekete geçirdi.

Eski sosyalist ülkelerin ideolojik yapısıyla fikir ayrılıklarım bulunsa da bu sistemin ardında bıraktığı nostaljiye ne kadar hevesli olduğumu bilenler bilir; Yugo arabalar, milkshoplar,veya tatlı niyetine çocukların eline tutuşturulan toz şekerli tereyağlı ekmek dilimleri… Bu dönem mimarisinin bilim kurgu filminden çıkmışçasına gökyüzüne uzanan işlevsel mimarisi de beni fazlasıyla etkiliyor. Sosyalist mimariye sahip, içine girip dolaşmak, zaman geçirmek istediğim bir sürü gri ve başkaları için pek de anlam ifade etmeyen bina var!

Anılar!

Uzun süredir, sadece Sovyetler’in yıkılışını konu alan belgesellerde gördüğüm, komünal apartmanlardan  birinde yaşamak veya misafir olmak istemişimdir. 4-5 yıl önce, Varşova’ya arkadaşımı ziyaret etmeye gittiğimde, 80 dairelik devasa bir komünal apartmanda oturduklarını gördüm! Yetmezmiş gibi arkadaşımın beni yemeğe davet eden ailesi de böyle bir yerde oturuyordu. Evlerin ikisi de kasvetli, küçük ve iyi ışıklandırılmamış  yerlerdi! Bir miktar yumurta likörü içtikten sonra iktisatçı olan babasının, Polonya’da sosyalizmin son zamanlarında nasıl Batı Almanya’ya gidip kamyoncu olarak çalıştığını dinledim. Annesi de onu ziyarete giderken bir sürü pasaport kontrolünden geçtiğinden fakat dönerken Berlin Duvarı’nın yıkılması sebebiyle pasaport kontrol yapılmadığından falan bahsetti.  Bu Doğu Bloku hikayelerine son verirken kaldığım apartmanın da bulunduğu adadaki binalardan birinin fotoğrafını aşağıya ekliyorum.

varşova-sosyalizm-bina

Sosyalist mimariye karşı olan ilgim Yunanistan’dan Karadağ’a yer yer otobüs yer yer trenle gerçekleştirdiğim seyahatimden sonra daha da arttı. Sırbistan’da büyükten küçüğe sıralanan komünal yerleşimler Tito’nun yaratmak istediği toplum konusundaki iddiasını da ortaya koyuyordu. Mimarinin de ideolojik bir araç olabileceğini daha açık şekilde kavradığım günlerdendi ama bu başka bir yazının konusu olacak(unutabilirim, beni uyarın!).

belgrad

Bu gezinin ardından o dönemden kalan, farklı amaçlarla yapılmış binaları, heykelleri ve eserleri keşfetme isteğim hiç azalmadı. Bratislava’da herkes mavi kilisenin etrafında toplanmışken benim hemen karşısında, Çekoslovakya döneminde inşa edilmiş, giriş kapısının iki yanında kocaman heykeller olan döküntü hastaneye doğru koşmam tesadüf değil(hastaneyle ilgilenen  bir kişi daha mevcuttu, şurada da hastane hakkında hoş bir gönderi mevcut).

Bratislava

Sosyalist gerçekçi sanatın arkaplanı…

Bahsettiğim binaların hepsi sosyalist gerçekçi sanat anlayışının da sıkı bir temsilcisi aslında. Sosyalist gerçekçelik denen olay Sovyetler Birliği’nde geliştirilmiş bir sanat akımı(bunu zaten pek çoğunuz tahmin ediyordur). Fakat sosyalist gerçekçi sanat akımının etkilerine Baltık kıyısındaki Estonya’dan Trieste Körfezi’ne kıyısı olan Slovenya’ya kadar rastlamak mümkün. Sıradan bir günde “Bunun yansımalarını nerede görürüm?” diyorsanız en belirgin örneklerini tabi ki mimaride ve heykelde gözlemleyebilirsiniz. Fakat sosyalist gerçekçi sanatı bu alanların dışında da gözlemlemek mümkün. Mevcut bilgiler Bolşevikler iktidar olduktan sonar Anatony Lunacharsky’nin Halkı Aydınlatma Komitesi’ne atandığını belirtiyor.

#buzludzha #buzludja #buzludzhamonument #monument #bulgaria #star

A photo posted by Кирил Радойков (@kirilsr) on

Lunacharsky, bu noktada sanatın yönünü belirleme gücüne sahip olmuş ve insan vücudunun ana bileşen haline geldiği bir sanat anlayışını ortaya koymuştur.  Kimi kaynaklar, Lunacharsky’nin “sağlıklı bir vücut, bilgili bir yüz ve dost canlısı bir gülümsemenin hayatı geliştirmek için gerekli olduğuna inandığını” öne sürmektedir. Örneğin, Vilnius’te bir sürü tartışmaya sebep olan, Sovyetler Birliği döneminden kalma heykeller bu savın en iyi temsilcilerindedir. Yanlış hatırlamıyorsam elinde tarım ekipmanları tutan bir erkek ve buğday başakları tutan bir kadın vardı fakat şu an intihar olaylarıyla meşhur köprüden (Bu arada Litvanya’da intihar oranının üzücü şekilde haylice fazla olduğunu söylemek gerek!) kaldırıldılar.

Sosyalist gerçekçi sanatın bileşenleri ve içerik pazarlama üzerine…

 Geçmişin ve yaşanan günün kutsandığı, zorlama bir iyimserlik duygusunun hakim olduğu sosyalist gerçekçi sanat anlayışında sanatçılar, Stalin’in tabiriyle, “Ruhların Mühendisleri” olarak tanımlanmakta. Buradaki “Ruhların Mühendisleri” noktasına yazının devam eden kısmında tekrar döneceğiz fakat bu sanat akımının üzerine kurulu olduğu dört ana bileşen de yazının devamındaki içerik pazarlama konusu için bir o kadar önemli! Nedir bu dört madde?!

  1. İşçi Odaklılık: Sanat işçilerle ilgili olmalı ve onların anlayabileceği özellikler taşımalı.
  2. Gündelik: Halkın gündelik hayatından kesitler taşımalı.
  3. Gerçekçi: Gerçeklikten kopuk olmamalı.
  4. Partizan: Devletin ve Parti’nin hedeflerini destekleyici rol oynamalı.

Tüm bu sosyalist gerçeçilik hikayesinin ardından olay bunun içerik pazarlama ile olan bağlantısının ne olduğunu keşfetmeye geldi. Bugünlerde içerik pazarlama dendiğinde akla Joe Pulizzi geliyor, merak edenler Content Marketing Institute’ün web sayfasına bakabilir, kitaplarını(1,2,3) okuyabilir. Yazıyı uzatmayıp, Pulizzi’nin içerik pazarlama konusundaki bilgisine güvenerek ben de onun yaptığı tanımlamalardan yola çıkacağım. Content Marketing Institute’e göre içerik pazarlama, açıkça belirlenmiş bir hedef kitleye ulaşmak ve onları etkilemek için sürekli, hedef kitle ile alakalı ve değer taşıyan içeriği yaratmak üzerine kurulu, kârlı bir müşteri aksiyonunu amaçlayan bir pazarlama tekniğidir. İçerik pazarlama, bir medyada yer satın almaktansa bir medyaya sahip olmak üzerine kuruludur.

Sosyalist gerçekçi sanat ile içerik pazarlamanın bağı ne!?

İçerik pazarlamanın tanımının ardından sosyalist gerçekçi sanatla içerik pazarlamanın ortak yönlerini sıralamanın vakti geldi. Sosyalist gerçekçi sanattaki işçi odaklılığı, içerik pazarlamada hedef kitle odaklı olmak olarak okumak mümkündür. Hedef kitledeki bireylerin ilgi alanının dışında, onların algı seviyesinin üstünde veya altında olan içeriklerin etkileşim getirmeyeceği açıktır. İçerikler her zaman bireylerin hayatından parçalar taşımalı ve onların hikayesiyle farklı bağlantı noktaları taşımalıdır. Sosyalist gerçekçi sanattaki gündelik hayattan kesitler taşıma durumu içerik pazarlamada da neredeyse aynı şekilde vücut bulmaktadır. Bireylere, onların gündelik hayatı ile bağlantı kuran ve bu hayattakinden farklı olmayan bir dille yaklaşılmalıdır. Bu iletişim dünyasında uzun süredir bilinen bir durum: gerçekçi ol! İnsanlara farklı mecralarda içerikle bir dünya yaratırken bu hikayelerin gerçeklikten kopuk olmaması gerekir! Yoksa dijital çağda hayati önem taşıyan etkileşimden, dolayısıyla görünürlükten mahrum kalmak işten bile değil! Partizanlık maddesini ise, içerik üretilen marka veya organizasyona inanmak ve içerik üretirken marka veya organizasyonun hedefleriyle entegre bir yapı oluşturmaktan bahsetmek mümkündür.

 Son olarak!

Birkaç noktanın altını iyice çizmek gerek, tabi ki içerik pazarlama ile sosyalist gerçekçilik arasında kurulan bu bağ bilimsel bir yöntemle elde edilmiş sonuçlar içermiyor. Yazı dahilinde içerik pazarlama ile ilgili kaynakların dışındakiler genellikle gündelik, ana akım kaynaklardan toplanmış bilgiler. Fakat olaya “hayatın farklı kesitlerinden elde edilen bilgilerin uzmanlık alanına katkı sağlıyor oluşu” yönünden bakmak gerekiyor! Yukarıda da resmi bulunan Buzluca Anıtı hakkında izlediğim bir belgeselden bu blog yazısını yazmaya uzanmak da aslında bunu gösteriyor.

    Kafa açıcı şeyler okumak ister misin?

    Mail adresini bırak, düzenli aralıklarla dijital medya, içerik pazarlama ve bu dünyanın ayrılmaz bir parçası olan kahve hakkında yeni içerikler mail kutuna düşsün!

    Önemli not: Mail listesine üye olarak kullanıcı sözleşmesini kabul etmiş sayılırsınız.